Doktrin gölgesinde hukuk ; kartaca yıkılmalıdır perspektifi!

2011-02-26 12:36:00

Doktrin gölgesinde hukuk ; kartaca yıkılmalıdır perspektifi!



Doktrin gölgesine hapsolmuş, doktrin gölgesinde kendine korunaklı yaşam alanı ve mevzi tahkim eden bir yargı(ç) ; sonsuza kadar “muhkem surlarda” ilk, tek ve son söz sahibi olma hakkını kendinde görür. Bu anlayışta ve algıda olan bir yargı(ç) ın geçmiş müktesebatında her türlü eleştiri, denetim, saydamlık, çeşitlilik, farklı fikir , demokratik oluşum da olmamışsa ve yıllar yılı KAPALI DEVRE –DAR KAPSAM ALANI içinde hüküm sürmüşse, bu düşünce sisteminde yoğrulan bir yargı (ç) hukukun demokratikleşmesini, hukukun adına karar aldığı milletin seçimi, değerleri, çeşitliliği ile buluşmasına, yakınlaşmasına ŞİDDETLE karşı çıkar. Bu yolda yürüyen bir yargı(ç) bilir ki demokratikleştikçe, saydamlaştıkça, seçme ve seçilme sürecine girdikçe, eleştirildikçe, gölgelerden ve perdelerden arındıkça YAPAYALNIZ kalacaktır. Yalnızlık halinde ilk, tek ve son söz söyleme GÜCÜNÜ YİTİRECEĞİNİ bilir. Küresel dünya ile uyumlu yeni sürecin , ZAMANIN RUHUNUN kendi yaşam alanına büyük bir tehlike olarak gören bir yargı (ç) DURUMDAN VAZİFE ÇIKARARAK İNŞA ETTİĞİ MUHKEM SURLARDAN , mahallenin ve sokağın dingin sularına asla ve asla inmeyecektir.

Hayali kaygıların tetiklediği bir kalıpta yoğrulan her birey FARKLI BOYUTLARDA gezinir ve kendini var oluş ve yok oluş girdabında görür. Kısır bir döngüde salınıp duran , kendini cenderede gören her el de DOKTRİN ZIRHINA bürünür, doktrin gölgesinde hukuku dizayn ederek , KENDİ SİSTEMİNİN VE SESİNİN ilelebet sürmesini ister. Zamanın ve mekanın sesine, rengine yabancılaşan ve milletin iç dinamiklerinin esintisine değer vermeyen yargı (ç) da hukukun evrensel demokratik temel ilkelerle bütünleşmesini, yargının demokratikleşmesini, yargının geniş tabana ve farklı fikirlere ve seslere açılmasını kendi açısından tehlike olarak gördüğünden ve de hukuk adına da söyleyecek söz bulamadığından DOKTRİN GÖLGESİNDE KALARAK , hukuku ve yargıyı donuk, statik, tekçi, kalıpçı, baskıcı, kapalı doktrin sahasına çekme çabası içine girer.

Önce doktrin sonra da doktrini ayakta tutacak “bize özgü hukuk” diyen, milim doktrinden uzaklaşmayan bir yagı(ç) her daim, her ortamda, her zaman ve her fırsatta “KARTACA YIKILMALIDIR” argümanına sarılmasında şaşılacak, garipsenecek bir durum yoktur.

Kendi dışında her görüşü, düşünüşü, dünyayı ÖTEKİ BİLEN , hukuku doktrin emrine veren, hukukun evrensel ilkelerinin içini boşaltarak hukuku araçsallaştıran, hukuku yasa boyutuna indirgeyerek sorun giderici işlevsel bir konumda bulunduran bir yargı(ç)nın , hukuk ve demokrasi adına atılan olumlu adımları yok sayması , hukukun demokratikleşmesini ve çoğulculaşmasını tehlike olarak görmesinin de hukuk devletinde kayda değer bir önemi yoktur.

Üç sözünden ilki doktrin olan, ikinci de “kartaca yıkılmalıdır!” haykırışı olan, üçüncü sözünün de yarısı “niyet okuma”, diğer yarısı da “bu halk adam olmaz arkadaş ” olan bir sese kulak kabartarak , düşünsel eleştiri getirmek vakit kaybı olsa gerek!

Özün sözü, sözün özeti: “ Doktrin ile hukuk aynı kapta iç içe geçerek kendilerine yer bulamazlar. Doktrin ile hukuk arasında ters orantı vardır. Birinin varlığı diğerinin yokluğudur. Doktrinin sarsılmaz muhafızı olarak kendini gören bir düşüncenin hukuk adına atacağı tek adım olamaz. Hukuk yeryüzündeki tüm doktrinlerin uzağında ve üstünde olan , gücü ve meşruiyeti insanlığının var oluşu ile vücut bulan evrensel değişmez bir değerdir. Kartaca Yıkılmalıdır! bakış açısı ve algısı kişiyi zamanın ruhuna yabancılaştırır. Somut dünyada var olan sabit olgu ve değerleri eleştirmek tabi bir haktır. Sabit olgu, değer ve değişimleri kendi bütünselliğinde eleştirmek normal olandır. Anormal olansa “niyet okuyuculuğu” adı altında , ötekileştirdiğimiz alanlarda gün ışığına çıkan güneşe gözlerimizi kapamak, gökkuşağının tüm renklerini TEK RENGE bürümektir.


26.02.2011


Saygılar.
 

0
0
0
Yorum Yaz