Kendine kendine sesli düşünüşler I/Kezer

2008-02-07 11:28:00

Kendine kendine sesli düşünüşler I/Kezer

Fiziksel mekan ve zamanın kayıp gittiği, aynı fotoğrafın iki kez çekilemediği, aynada dahi kendimizi “(zam)ansal” olarak göremediğimiz bir durumda; tinsel/metafiziksel/düşünsel alanda aynı fotoğrafı iki kez çekebilme yetimiz veya öyle bir durum var mıdır? Hiç sanmam. Fiziğin kayıp gittiği bir alanda elimize alamadığımız ve deneysel laboratuarlarda konumlayamadığımız değerlerin “statik” olduğunu iddia etmek kişinin bedensel ve tinsel yani içsel ve dışsal alemini yok saymasından farksızdır…

Fiziksel alanla metafiziksel alan birbirini görünür ve görünmez bir biçimde etkiler. Etkilenmenin derecesini ve yerini merak edip bu yola düşenlerse ya bilim adamları, sosyologlar, psikologlar yada felsefeciler ve teologlardır.. Fiziksel zeminde duranlar etkilenmenin ve değişimin usulünü tespit ederek bunu adım adım belli bir kategoriye koyarlar. Fiziksel alanda yapılan kesin ve net tespitler artık dünyanın her yerinde hep aynı sonuçları verirler. Misal; suyun kaynama derecesi gibi… Metafiziksel alanda koşuşturanlarsa kesin ve net bir veri peşinde koşmazlar. Kesin ve net olmayan bir alanda KESİNLİK aramak keskinlik ve durağanlığa yol açar. Metafiziksel zeminde yapılan çalışmalar ve gözlemler “anlama/anlamdırma/anlamlı kılma” sürecini tatminkar bir şekilde doldurmaktan ibarettir.

Fiziksel alanda yapılan bir çalışma ve sonucu metafiziksel alanda çalışanların kati surette kabul etmesi beklenemez ver beklenmemelidir de… Terside aynen geçerlidir. Fiziksel alanın başı belli olduğundan sonu da bellidir yada bulduğu sonuçlar “belirlidir!”Bir başka anlatımla varacağı sonuçlar belirlenebilir. Oysa metafiziksel alanın başı belli ve belirgin olmadığından varacağı veya çıkacağı bir zirve noktası da yoktur. Metafiziksel alan bir koşuşturma , anlama, kavrama devinim ve içsel yürüyüş alanıdır. Bu alanda yürüyenler hep perdenin arkasında ne var? İlkini görmediğimiz perdenin sonu mümkün mü? Gibi düşüncelerle hep sorgular ve eleştirir yaklaşırlar. Fiziksel alanda dirilik aranırken metafiziksel alanda dinginlik aranır! Haliyle dirilik belli bir şekilde yaşanırken dinginlik kişinin ruh dünyasının büyüklüğü ile doğru orantılı olarak yaşanır.

Fiziksel alanda çalışma yapanlar metafiziksel alanda yapılan çalışmaların ve kullanılan usullerin kendilerince faydalı gördükleri unsurları da alırlar. Ki bundan doğal bir şey yoktur. Fiziksel alan metafiziksel alanının asimetrik görüşleri ve aşırı şüpheci düşünüşleri kullanarak çıkmaz sokaklarda labirentin yolunu bulmaya çalışırlar… Metafiziksel alanda uğraş verenler de yer yer fiziksel alanın vardığı sonuçları ve kullandığı verileri de değerlendirerek farklı bir sonuca ulaşılıp ulaşılamayacağını didiklerler.

İki alanın tam küme içinde bulunduğu bir yerde iki alanın birbirinden habersiz ve etkilemesiz hareket edeceğini düşünmek ana rahmini kainat kabul etmekle eş değerdir. İki alanın birbirini etkilemesi ve yoğurması bize bu iki alanın sonuçlarının veya saptamalarının yer değiştirmesini gerektiği sonucunu vermez. Zaman zaman bu iki alanda varılan veya varılamayan sonuçlardan mürekkep bir neticenin “hakikat” olarak pazarda meccani olarak toplum mühendislerince sunuluyor olması da doğru okumak gerek! Hilkat garibesinden nesebi sahih ve selim bir bilgi neşet etmez!

Peki kainatta noktanın ucu olan dünyamızın içinde koşuşturan insanların fiziksel ve metafiziksel görüntülere aynı tepkiyi vereceğini ileri sürmek sosyolojik ve ontolojik gerçeklerle ne kadar ve ne oranda bağdaşır?

***
Devam edecek…

0
0
0
Yorum Yaz