MAKALE GÜNCESİNDEN / GÜNDEMİ OKUMAK/KEZER

2008-10-14 08:34:00
MAKALE GÜNCESİNDEN / GÜNDEMİ OKUMAK/KEZER

Gündemi doğru ve yerinde değerlendirebilmek için ilk adımda “uslu ve makbul” yurttaş prangasından kendimizi sıyırıp “doğrulanmamış doğruları” sorgulamaktan ve eleştiri süzgecinden geçirmekten geçer. Uslu ve makbul yurttaşın açılımını kısaca tarif etmek gerekirse ; sorgulanmaz ve sorulmaz sorularla kafasını meşgul edip başına sorun açmayan bir prototip şeklinde özetleyebiliriz. Uslu ve makbul yurttaşın tam karşısında ise “us’lu ve makul” birey vardır. Us’lu ve makul birey; kendi aklını ve bilgisini üreten, hazır gıdalardan uzak duran, sorgulayan ve soran üretken bir beyin, kendi birikimi ile toplumsal alanda saygınlığı olan bireydir... Us’lu ve makul birey paradigmanın bir dolgu malzemesi değil, paradigmanın siyah noktalarına ışık tutacak entelektüel cesarete sahip sağlam bir kişiliktir.
Gündemin gün geçtikçe flulaşması ve tamamen renklerden arınması hayatın olağan akışıyla örtüşen bir tesadüf ya da tevafuk değil ; tam aksine “cambaza bak cambaza” diyerek mutlu-kutlu, her daim umutlu azgın azınlığın, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleştirdikleri hokus pokus sonucu bireylerin ceplerinin değil daha da ötesi kurumların/bankaların (tüm toplumun) ceplerinin ve tüm değerlerinin boşaltılması sırasında kullandıkları ve her zaman başarılı oldukları oltanın ucundaki yemdir! Ki bu yemin bu coğrafyada geçer akçe olması ve kendine uygun iklimi bulması ise tatlı su balıkların bir türlü sıcak denizlere kulaç atacak gücü ve cesareti bulamamış olmalarıdır.
Çelişik olguların geometrik bir şekilde güncel hayatımızın her anını gün geçtikçe kapsayarak, bize mahsus alanda “aidiyet ve şahsiyet” bilincimizin törpülüyor oluşunu basit bir tesadüf olarak değerlendirdiğimiz vakit ; tam da bize biçilen dar kalıba kendi düşüncemizi kısıtlayarak , topluma empoze tabular önünde sorgusuz bir sıradanlıkta kaybolan sayılardan olmaktan kurtulamayız!
Hayatın hiçbir aşamasında tesadüfün yeri yoktur. Bize tesadüf gibi görülen ya da o şekilde algıladığımız “an’lar” düşünsel anlamda çözül(e)meyen daha da açıkçası elimizde tutuğumuz , içine nüfuz ettiğimiz tek nesnenin veya değerin puzzlenin bir parçası olduğunu görememiş olmamızdır. An’ları zaman ve mekanın bütünselliğinde geçmiş mirasın içinde gelecek tereke intikalindeki yerini muhkemleştirip diğer tüm verilerle birlikte soyut bir gözle gözlem yapamıyorsak “toplum mühendislerince” kendi özünden kopartılmış ve kirletilmiş bilgileri mutlak kati veri kabul ederek büyük labirentin küçük kobayları olarak merkeze giden dar ve çıkmaz sokaklarda günübirlik iktidar kavgalarından kurtulamayacağız.
Gündemi doğru ve gerçekçi okumak için bilgi,veri,olay,vaka vs... kanallarına tüm algılarımız diri , şüpheci, analitik , açık ve kirletilmemiş olmalıdır. Bir olayı sadece somut verileri ve güncel haberleri ile bize sunulan biçimde yorumlanmış ve süzgeçten geç(iril)miş haliyle alarak makbul yurttaş figürüne sıkı sıkıya sarılarak konum kaybetmeme kaygısı içindeysek zaten kaybedecek bir şeyimiz kalmamış demektir. Düşüncesini ve bilincini icara vermiş bir şahsın başka ne bir kaybı olabilir ki? Benim burada asıl muhatap alarak konuşmaya ve bir düşüncemi aktarmaya çalıştığım eleştirilel bilinçle donanmış saygın bireylerdir.
Anlaşıl(a)maz ve açıklan(a)maz kısır döngünün kader olarak hafızalara kazındığı, on yılda bir senaryonun tümden değiştiği, her yıl benzer klişe repliklerin büyük bir aldırmazlık ve umursamazlıkla tekrarlandığı, büyük oyunun küçük piyonlarının sıklıkla değişerek tirajı komik tiyatrala taze kan sağlanarak “düzleştiren aygıtın” her daim vücut bulduğu , bizlerin tüm insani değerlerimizin un ufak edildiği,koyu ve kaba bir üçüncü dünya kokan ,içe ve dışa kapalı, despotik, baskıcı , buyurgan ve yanılmaz bir levithanın varlığı cesaretimizin kırılmasına yol açmamalıdır. Tam aksine gölgesi uzun, boyu kısa; çağı ıskalamış ve ucube görüntüsü veren her oluşumun ya da sistemin küllerinden hayat ateşinin gün ışığına çıkması için düşünsel derinlikli bir nefesin korkularımıza ve karanlık gölgeye üflenmesinin kralın çıplaklığını açık edeceğini bilmek yeterlidir.
Unutulmamalıdır ki gündemi tayin edenler toplumun kaderine yön verirler. Kendi doğal akışında akmayan ve kendi iç dinamikleri ile yol almayan bir toplumun ferahlaması ve refah seviyesine ulaşması, aydınlanması ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması mümkün değildir.
Gündemi okumak; komplo teorilerine sarılarak şizofren bir düşünsel saplantıyla her ana ve her bilgiye şüpheci bir yaklaşımla yaklaşarak tutum ve tavır belirlemek değildir. Gündemi okumak; suni rüzgarın önünde savrulan yaprak olmamaktır.



14.10.2008/Van

0
0
0
Yorum Yaz