MAKALE GÜNCESİNDEN /KEZER/ HAK VE HUKUK ALANINDA ASLİ UNSUR OLAN

2009-05-12 16:42:00
MAKALE GÜNCESİNDEN /KEZER/ HAK VE HUKUK ALANINDA ASLİ UNSUR OLAN YARGIÇLARIN TUTUMU VE TİTİZLİĞİ


Geniş anlamıyla “hak” dar anlamıyla “hukuk” her canlının özünde olan ve o özden ayrılmaz vazgeçilmez kutsal bir değerler bütünüdür. Her canlı nefes aldığı ve ses verdiği sürece ve hatta sonrasında hak ve hukukun koruması altındadır. Hak ve hukuk tıpkı zaman gibi tıpkı güneş gibi bölünemeyen, eksiltilmeyen kendi asli durumunda var olan, yarı soyut yarı somut olan öznedir.

Her sistemin, her devletin, her yönetim tarzının, her birlikte yaşamın gerçekleştiği toplulukların hak ve hukukla iç içe olması kaçınılmazdır. Tek canlının yanında ikinci bir canlı var olduğu anda üçüncü figür ve aktör hak ve hukuktur. Devletlerin ve yönetim tarzlarının insan odaklı olması ve yüksek kalite düşünsel birikimlerin özgürce yarışarak tartışması ve derinlikli estetik kaygıların öncelendiği toplumlarda hak ve hukuk asli kaynağından en kısa en temiz en saf şeklinde beslenmesine devam ettiğini rahatlıkla ifade edebiliriz.

Hak ve hukukun soyut tarafını binlerce yıllık insanlık tarihinden günümüze kadar gelen evrensel kurallar-dizgeler-yasalar-mahkeme kararları oluşturur; somut yanını ise olgular ve olaylar karşısında soru ve soruna çözüm getiren ilk görülen ve göz önünde olan bağımsız –tarafsız-yansız- yargı mensuplarıdır. Yargı mensuplarının odağında ve hassas terazinin en naif ve en görülen noktasında yargıçlar bulunur.

Hak ve hukuk alanında somut olguları , daha önceden kapsam alanı tüm taraflarca bilinen usul dairesince çizilen yasal kanıtlar septik bakış açısı eşliğinde, diyalektik düşünsel tartışmadan geçirip ; dışsal ve içsel hiçbir ses ve rengin nüfuz edemediği kar beyaz vicdanın gözeneklerinde damıtılarak gün ışığına çıkaran yargıçların rüzgarda dosyalarına toz bir şekilde toz bulaşır titizliğinde hareket ederek kapalı ve mat alanlarda yol almaktan kaçınarak güneşin kuşatan ve kucaklayan aydınlığında yol almalarını toplumsal sözleşmenin tüm tarafları talep ve arzu ederler.

Bir yargıcın vicdanı ve düşüncesine siyasal-düşünsel-inançsal-felsefi vs… tercihi damgasını vurduğu an o yargıcın toplumsal sözleşme çerçevesinde kendisine çizilen profilin dışına çıktığı zaman tüm kararları ki bu kararların isabet – doğruluk-yerindeliği ne olursa olsun artık o yargıç adalet sunarken- hak ve hukuku işaret ederken gözünü açarak taraflardan birine göz kırptığını, elindeki terazinin rüzgarda toz alması nedeniyle hakkaniyete uygun tartı yapamadığını, adalet kılıcın müsamerelerde boy gösteren bir nesne olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

Bir yargıcın hak ve hukuk dahilinde tüm uğraşısı, düşünsel ve entelektüel emeği çerçevesinde yaptığı tüm çalışmalar yeryüzünün en büyük sırrını taşıyormuş titizliği içerisinde olmalıdır. Bir yargıç gündüz mahkeme odasında okuduğu bir dosyanın tek satırını gece en yakın bildiği bir kişi ile paylaşıyorsa o yargıcın hak ve hukuk dahilinde aldığı tüm kararlar tabi hukuk ekseninden uzaklaşması nedeniyle adalete teğet geçecektir.

Bir davanın adalet sarayındaki süreci, tartışması,heyet üyelerinin faklı bakış açıları ve yapılan toplantılarda dile getirilen görüşler üyelerden birinin bir yakını tarafından adalet sarayı dışındakilere iletiliyorsa, heyetin düşünsel tartışması adalet sarayının steril ortamından bir üyenin yakını kanalıyla adalet sarayının dışına sızıyorsa o heyetin aldığı kararlar toplumsal vicdanda tabi hukuktan uzaklaşıldığı ve toplumsal sözleşmeğe uyulmadığı şeklinde okunacaktır! Heyeti oluşturan üyeler ise bir bütünü teşkil ettiklerinden asla tasvip ve olur vermedikleri bir fotoğraf karesi içerisinde bulunmaları nedeniyle hukukçu titizliğinin zedelendiğini düşüneceklerdir.



12.05.2009/Van


0
0
0
Yorum Yaz