Makale Güncesinden/Müdahil olma veya dahil olma I

2012-03-19 21:00:34

 

Makale Güncesinden/Müdahil olma veya dahil olma I

 

Bireylerin toplumsal soru ve sorunlara yaklaşımları genelde iki ana başlık altında toplanmaktadır.

Bireysel kimlik bilinci yüksek, evrensel temel değerleri içselleştirmiş, eleştiri kültürü ve farklı olanı dinleme yetisi gelişmiş, dünyanın merkezinin kendinden olmadığının farkında olanın toplumsal soru ve sorunlara yaklaşımı “müdahil” olma noktasındadır. Müdahil olma hali kendi içinde “yeni bir çözüm/yaklaşım/açılım/öneriyi de” barındırır. Müdahil olma etken olmadır, öznel , özgü ve özne olmadır. Müdahil olma suyun her daim kendi mecrasında akarak bireylerin ve toplumların azami derecede sağlıklı ve sağlam bir yapıda kalmasını hedefleyen bir akarsudur

Öte yandan bireysel kimliğin neye tekabül ettiğinden bi haber, toplumsal soru ve sorunlardan olabildiğince kaçan, daha da açıkçası bu süreçte “kar-zarar” dengesinde hesap kitap yaparak “mevzi” alan, öznel kimliğini “güce” kurban ederek “nesne” derecesinde sayısal artık adına payına düşenin getirisi ile avunan mutlu tip yaklaşımı ise toplumsal soru ve sorunlara “dahil” olma noktasındadır. Dahil olmaysa kendi içinde ve dışındaki asıl argümanı “maceraya gerek yok,yaşasın statüko” sloganlarıdır. Dahil olma risksiz, tasasız, kedersiz edilgen, nesnel, sıradan, benzer, klişe, matbu bir görünüm ve görünüştür. Dahil olma suyun dört bir yanının yapay setlerle çevrilip doğal akışının kesilmesi ile zamanla sağlıklı ve sağlam bir yapının kendi kendini özünde tüketen bir gölettir.

Müdahil olmada bireysel kimlik,  özveri, kişisel müktesap, ilkeli duruş, erdemli tavır, evrensel bakış açısı, hukukun ve haklının yanında olma, zor ve sancılı süreçte geçme söz konusu iken “dahil” olma ise müdahil olmanın tam tersi bir konumlamadır.

Yeryüzünde var olan, var olmuş olan tüm sistemlerin pratik uygulamalarında (tüm sistemlerin teorilerinde bireyin az çok müdahil olması ön görülmüştür, ) sistemi var kılan bireylerin toplumsal soru ve sorunlara karşı “dahil” olma seçeneğinin bireyin mutluluk kaynağı ve toplumsal barışı sağlayacak yegane tutum olduğu empoze edildiği de bir başka gerçekliktir.

Toplumsal sözleşmenin zamanla özünden ayrılıp sözleşmenin canlı-düşünen-değişen-çeşitlenen-farklılaşan-gelişen tarafın aleyhine evrildiği süreçte , toplumsal sözleşmenin “güç” tarafında bulunan soyut aygıt, bu “kaotik” süreci daim kılmak adına toplumsal sözleşmenin başında özgür iradesi olan bireyin iradesinin ipotek altında kalması için her türlü çaba içinde olduğu da bir başka acı gerçekliktir.

Her doğal olandan (tabi hukuk) uzaklaşma yabancılaşmayı, birey kimliğin eksiltilmesini;  çoğulculuktan, ve farklılıktan tek tipliliğe geçiş sürecinin ilk adımıdır. Doğal olandan (tabi hukuk) uzaklaşma durumunda ortada sağlıksız, sığ, anlaşılmaz, açıklanmaz bir ortama gelineceğinden tam bu noktada tekrar doğal olana (tabi hukuk) dönüş için toplumsal soru ve sorunlara “müdahil olma” seçeneğini kullanan bireylerin “çıkmaz sokaktan” çıkış için bireysel kimliklerini-alın terlerini-düşüncelerini-kalemlerini ortaya koyarak ilkeli-erdemli tavır alırlar. Bu insani tavır karşısında toplumsal soru ve sorunlara “dahil” olanlar ile bireylerin toplumsal soru ve sorunlarda “dahil” olma konumunu reva görenler derhal harekete geçerek ve de ellerindeki her türlü gücü-sesi vs… kullanarak “müdahil olma” konumunda olan bireylerin etkisiz-sessiz-ötelenmiş bir noktaya iterler.

Yukarıdaki kısa açıklamaya bakıldığında “müdahil olma” tutum ve davranışlarını sergileyenlerin özünde “tabi hukuk/doğal olanda kalma” halinin bireysel kimliğin yaşam alanı için mutlak gerekliliğinin bilincinde ve algısında olduğunu, “dahil olma” tutum ve davranışlarını sergileyenlerin ise “tabi hukuktan ziyade, (d)işe yarar/evrilebilir/mevcut kaotik durumu muhkemleştiren hukukun/yapay olanda kalma” halinin istikbal ve istiklalleri için mutlak gerekliliğinin farkında ve bilincinde oldukları açıktır.

Bir yanda toplumsal sözleşmenin dışına çıkan soyut sistem aygıtı, öte yanda birey kimliğini içselleştirememiş toplumsal soru ve sorunlarda “nesne” konumunda bulunan büyük sayısal çoğunluk ile “müdahil olma” tavır ve tutumunu sergileyenlerin arasında uçurum farkı dikkate alındığında yakın uzak gelecekte de “böyle gelmiş böyle de gider” gerçekliği ile algısına bakıldığında “ne yapmalı?” sorusunun muhatap bulmadığı gerçekliliğinin anlaşılır bir tarafı olduğu açıktır.

Tarihsel gerçeklik ise ; tüm sistemlerin doğal olandan (tabi hukuk) uzaklaştığında er geç “müdahil olan” düşüncenin bireysel ve toplumsal vicdanda bir gün kabul görerek sistemi yeni baştan doğal olana çektiğidir. Müdahil olan düşünce ne kadar güçlüyse ve bu damar ne kadar bireysel ve toplumsal vicdanlarda kurumsallaşmışsa ve “kültür” haline gelmişse sistemin o derecede doğal olana yaklaşacağına açık bir karinedir. 10.03.2012/Ankara

0
0
0
Yorum Yaz