MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK II / KEZER

2008-06-01 18:24:00

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK II / KEZER


Bir önceki yazımı ; “Peki yargı(ç)da taraf olmak neye tekabül eder ve taraf olmanın ne gibi sıkıntıları olur? O da ikinci yazının konusu...” diyerek makale güncesi/taraf olmak yazıma nokta koymuştum.

Sonra her şey her kesin gözü önünde yaşandı. Hala artçı depremlerin devam ettiği bir alanda kalem oynatmak veya sesli düşünmek doğru mudur değil midir doğrusu pek de düşünmek istemiyorum. Sakin ve dingin bir günün akşam serinliğinde ceviz ağacı altında, dereden yol alan su şırıltısını dinleyerek, gül kokusunu alacağımız umuduyla yazı yazmayı beklersek, heybemizdeki tümceler kokuşacaktır! İyisi mi gündemin dolgu malzemesi olmadan ve gündemi tamamen de "es geçmeden" kendi düşlerimizi hakikat güneşi altında sergilemenin daha erdemli ve daha doğru davranış olacaktır...

Bu uzun girizgahtan sonra asıl konumuza-seri yazımıza dönecek olursak:

Bugünkü yazının ana fikrini ilk cümlede ifşa edecek olursak; Yargı(ç) ta taraf olmak tek kelime ile “hukuksuzluğa” tekabül eder! Kürsüde somut olarak taraflara eşit uzaklık ve yükseklikte bulunan bir yargı (ç), soyut olarak taraflardan birinin yanında veya karşısında kendini hissettiği anda ; yargılama-hukuk-adalet-hak-hakikat adına yaptığı tüm çıkarımlar, diyalektik düşünsel uğraşlar, son kertede hukukun ulaşmak istediği-hukukun varmak istediği yer olamayacağından , yargıçın vardığı-ulaştığı –bulduğu-gün ışığına çıkardığı karar, dosya kapsamı dahilinde yüzde yüz doğru dahi olsa , varılan noktaya “yanlış ve yasak” yoldan varıldığından hukuk bulunmamıştır; bilakis hukuk törpülenerek-göz ardı edilerek hukuksuzluğa varılmıştır!

Toplumsal sözleşmenin tarafları somut millet ile soyut devlettir. Yargı toplumsal sözleşmenin tarafı değildir. Toplumsal sözleşmenin taraflarının ortak anlaşması sonucu var kıldığı, kendi hak ve yetkilerinden feragat ederek bir anlamda kendi güçlerinden kesinti yaparak ve kesinti yapılan güçlerin bileşkesinden neşet eden “bağımsız ve tarafsız” bir alanda konumlandırılmasından meydana gelen canlı-dinamik-mobil-steril-hakem-saygın-korunak-barınak-okjisen-yaşam kaynağı-sükunet alanı- vs… yargıdır!

Toplumsal sözleşmenin tarafları yargıya; “bizler aramızda birbirimizi dönüştürmek, birbirimizi etkilemek, zaman zaman birbirimizle kavga etmek, birbirimizin özgürlük alanını daraltma vs… isteyebiliriz. Aramızda sorun çıktığında ikimizden biri veya her ikimiz senin sarayına gelip kürsünün dibinde başımızı kaldırıp sana baktığımızda sen güneş gibi her ikimize de eşit uzaklık , eşit yükseklik ve eşit sıcaklıkta olacaksın” diyerek yargının toplumda ve devlette/sistemdeki yerini belirlemişlerdir.

İşte yargı (ç) taraf olmakla bir nevi toplumsal sözleşme ile belirlenen yerden ayrılmaktır. Taraf olmuş yargı (ç) nın dışardaki görünümü; toplumsal sözleşme taraflarının kendi hak ve yetkilerinden , kendi güçlerinden yaptıkları kesintilerin kendilerine “yöneltilmesidir!” Tarafların daha sağlıklı bir yaşam için feragat ettikleri kendi güçlerinin , kendilerine "konumlanmış" yerden ayrılan yargının yöneltmesinden rahatsızlık duyacakları açıktır!Yargının “konumlandığı” yerden ayrılarak; toplumsal sözleşmeyi oluşturan iradenin aksine yaptığı her eylem ve söylemin toplumsal sözleşmenin diğer noktalarında da giderilemez ve önlenemez derecede sıkıntılara yol açacağı aşikardır!

Taraf olmanın sıkıntısı sadece toplumsal sözleşmenin taraflarında değil, her alanda sıkıntı baş gösterir. En büyük sıkıntı ise bizatihi yargının kendisinde olur! Güneş olması gereken yargının iyi niyet ve ulvi düşüncelerle dahi olsa taraf olmakla ; artık güneşin yaşam sıcaklığı değil de “güneşin çölde” kavuran-susuz bırakan yüzü görülmüş olur ki o güneşe kimse koşarak yada yürüyerek gitmez… Yargının güneş olduğu yerlerde sıradan bir köylü “Berlin’de Hakimler” var diyebilir… Yargının güneş konumunda sıkıldığı yerlerdeyse; adalet saraylarında hukukun ruhlara dinginlik veren teskin edici sesi değil de kargaşa ve karmaşanın vicdanları rahatsız edici sesi duyulur!

***

Peki yargı veya yargıç bulunduğu sistemi/maaş aldığı devleti-düzeni korumak güdüsü ile de olsa mutlak surette yine de tarafsız mı olmalıdır? Bir başka değişle tarafsızlık noktasında ulvi düşünceler gözetilerek “istisna” durumu oluş(a)maz mı?

Bir diğer yazının konusu… Sürecek…

Not: Yazı sahibi mutlak doğruyu dillendiriyor değil, yazı sahibi kendi penceresinden görülen görünümü yazılarıyla görüntülemek ve düşüncesini sesli olarak ifade etmek istiyor. Eleştiri mi? Mutlaka olacak ki daha güzeli bulalım.



31.05.2008/VAN

0
0
0
Yorum Yaz