MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK IV/KEZER

2008-06-10 19:28:00

 

 

 

 

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK IV/KEZER

 

 

“Bir sonraki yazının çerçevesi ise; “Yargının taraf olmasını kim niye ister ve taraf gibi “algılanan” (taraf olmuş bir yargı tasavvur edemiyorum) bir yargı “adalet sarayı” dışında nasıl anlaşılır-görünür?”

 

Sorusuyla bir önceki yazımızı sonlandırmıştık. Soruya yanıt ve açıklamalarımıza gelince:

Yargının taraf olmasını hukuktan uzak olan ve hukuka uzak duran herkes (kişi veya kurum) ister! Hukuk dairesi içinde kalındığı müddetçe kendi emek ve düşüncesi ile hak etmediği yere gelemeyecek olan ve hukuk dairesinde kalındığı süreçte hukuk dışı bir şekilde “kadimden” zapt edilmiş “korunaklı yüksek kulelerin” su ve fırtına alıp silikleşip, zamanla tarihin “adı sanı belirsiz” okunmaz sayfasında yer edineceklerdir, yargının taraf olmasını isteyenlerdir. Bunların bir kısmı  daha da ileri giderek illa da kendi yanlarında taraf ve hatta dahası yargının kendi görüş ve düşüncelerini gerçekleştirme sürecinde yoldaki pürüzleri  ve taşları kaldıran aygıt-araç-susturucu olarak “yargıyı algılayıp” görürler…

Taraf olmuş veya eylem ve söylemleriyle “taraf olmuş gibi algılanan” bir yargı adalet sarayı dışında,  rakip takımın formasıyla maçı yönetmeye çalışan hakem görüntüsü derekesinde ve derecesinde görülür! İki kişi veya iki taraf kendilerini gözü bağlı (tarafları tanımayan-aynı eşitlik ve uzaklıkta duran) adalete teslim ederler ve yargılama sürecinde de “adaletin gözünün kaymaması” için gözünün bağlı olmasını isterler. Adaletin gözünü açarak birine göz kırpması veya diğerine “ne işin var senin”  der gibi bakmasıdır taraf olmak! Hiç kimse yargılanırken veya hak ararken kendini peşinen “zanlı-haksız-hükümlü” görmek istemez.

 

Herkes (kişi veya kurum)  niçin yargının taraf olmasını ister? Hukuk dairesinde sıkışan,hukuk çerçevesinde netice alamayan veya hukuk ikliminde kaldığı müddetçe yeşer( e) meyen kimi düşünce –görüş ve akımlar yada ideolojiler legan alandan kaçarak, illegalite alanında sınırsız ve fütursuzca hareket alanı kazanırlar. İşte maddi ve manevi sınırlarından kopan ve her türlü aygıtı-aracı-birikimi olabildiğince hoyratça kullanıp gayesini elde etmek isteyen herkes “haksız rekabetin” doyumsuz gücünü ve yargının meşruiyet silahıyla kuşanarak rakibini/etrafını saf dışı etmek ister. Yargının meşruiyeti ve saygınlığı tüm toplumun ön kabul ve şerefidir. Toplum her şeyden ve kendinde önce yargının meşruiyetini-saygınlığını-gücünü-tesiri korur ki bir gün kapısına gittiğinde HÜKMEDEN VE TESİR EDEN bir güç bulsun!

 

Yargının taraf olmasını istemek; yargının hukuku raflara bırakıp “yüce gayeleri” elde etmek ve “yüce –ulvi gayelerenden” bihaber beyinlere bir türlü yapılamayan ve kaçan yaramaz çocuklara “aydınlanmayı?!!” kazımak, kurşun asker nesil ve beyinler yetiştirmek maksadıyla “aranılanı-bulunacak olanı-ön kabulü-kesin yargıyı” görüp gözeterek , kelime ve sayılarlardan “ebced ilminin de?!” kullanılarak hakikatı manipüle edip , ısmarlanan sanal ve soyut gerçeğe varılmasını talep ve arzulamaktır yargının taraf olmasını istemenin diğer veçhesi…

 

 

 

Yargının taraf olmasını istemek ; yargının hakikati bulma sürecinde sadece ve sadece yasal-kabul edilebilir-anlaşılır-diyalektik süzgeçten geçmiş-dosya taraflarınca tartışılmış delillerle yargıcın vicdan-beyin-dosya üçgeninden büyük bir emek ve özveri ile “cehdedip” hakikat ışığını gün yüzüne çıkarılmasını istemek değil de; tam tersine  yargının soruşturma aşamasının  ilk basamağında “rengini ve safını” dış dünyaya ilan edecek eylem ve söylemlerle kendini belli ve ilan edip, taraflardan birinin yanında ve yakınında diğer tarafa veya “tabi hukuka” karşı büyük bir kurtuluş mücadelesi, “yok olmak veya var kalmak” mücadelesi algısında-tasavvur ve korkusunda  anlamsız - manasız  ve de emeksiz matbu ve sıradan “cedel” vermektir! Yargıcın cehdetmesi ile cedel içinde taraftar forması içinde hukuk mücadelesi yapması bir ve aynı değildir! Cehdeden yargnı kararının her satırında birikimi, alın teri, estetiği bakışı, liyakatı,  mesleki entelektüel görünümü en önemlisi de kararının altındaki imza kendisine aittir. Oysa “cedel” içindeki yargının kararının içinde bir kendi yoktur gayrı her şey vardır!

 

Yargı toplumsal sözleşmenin ayaklarından biri değildir! Toplumsal sözleşmeyi oluşturan ayakların karşılıklı yasal platformdaki mücadelesinde, sahada oynanan maçta atılan çelmelere ve yapılan kusurlu hareketlere düdük çalıp taraflara “sözleşmenin kapsamını” hatırlatan ve açıklayan HAKEMDİR! Hakemin sözleşmeyi yorumlaması işidir; sözleşmeyi tarafları saf dışı edip veya bir tarafla bir olup sözleşmeyi SİL BAŞTAN DEĞİŞTİREMEZ , EKLEME VE ÇIKARMA YAPAMAZ.

 

Maçın başında,ortasında yada sonunda üzerindeki tarafsızlık formasını çıkarıp iyi niyetle veya rengini beğenmekle yada tuttuğu takımın kazanmasını arzulamak güdüsüyle yargının/HAKEMİN taraflar arasındaki dengeyi bozacak her hareketi TARAFSIZLIĞINI gölgeleyecektir. Tarafsızlığını hangi gerekçelerle olursa olsun yitirmiş bir hakemin sonlandırdığı maç tribünlerin ortak makul ve makbul vicdanında kabul görmez ve varılan sonuç toplumsal bilinç ve akılda da içselleştirilmez. Kaldı ki SONUCU TOPLUMSAL VE BİREYSEL VİCDANLARDA SİNDİRİLMEMİŞ her maç veya bir başka anlatımla da ; taraflı bir maç sonucu her zaman beraberinde veya sonrasında da bir tartışma ve huzursuzluğa yol açacaktır!

 

Yargının gücü ve saygınlığı kendindendir! Bir başkasının onayı veya lütfundan yargıya güç ve saygınlık kazandırılamaz. Yargının gücü ve saygınlığı her ne kadar bir anlamda doğuştan ve asli kaynaktan (toplumsal sözleme taraflarının haklarından feragat etmeleri) gelse de devamını yargı aldığı veya alamadığı kararlarla, eylem ve söylemleriyle pekiştirir veya azalmasına yol açar. Yargının hukuk dairesinde aldığı her karar adına karar aldığı milletin vicdan ve beynine kazınarak, yargının onuru-saygınlığı-gücü-itibarını korumak ve güçlendirmek, adına karar alanların en büyük ve en önemli vazifesi olacaktır…

 

Her sistemin ve her toplumun bir hukuku ve yargısı vardır. Tıpkı her devletin alamet i farikası ve bağımsızlığını sembolize eden parası olduğu gibi. Ülkelerin parası ile yargısı arasında da görünür ve görünmez ilişki vardır. Bir başka bakışla da yargı ile para arasında yer yer benzerlik ve yer yer ironik bir ilişki ve ilinti vardır.

 

Paranın gücü ve kullanılabilir (küresel ve yerel) derecesi o ülkenin ekonomik gücüne aynadır! Yargının gücü ve tesiri ise o ülkede ki “özgürlük-eleştiri ve azınlıkların”  konumuna ve hareket alanına bir aynadır! Parası ülkesinde ve dış devletlerde kullanılan

 

 

 

ve itibar edilen para yatırım aracıdır!* Yargısı güçlü ve saygın olan bir hukuk düzeninde bireylerin hukuksal sorunları çıktığında veya mağdur edildiklerinde İLK KAPISINI çaldıkları veya ilk yardım talep ettikleri yer yargıdır… Adalet Sarayları mağdurların, haksızlığa uğramışların , hak arayanların TEK SIĞINAĞI VE GÖLGESİ olan ve o algı içinde bulunan yargının tüm toplum ve devlet üzerinde saygınlığı-itibarı ve gücü vardır. İşte yargının taraf olması veya o görünüm altında algılanabilme ihtimali bile yargının TEK SIĞINAK VE GÖLGE  OLMA DURUMUNA şek ve şüphe düşürür…

 

Nasıl ki kötü para iyi parayı piyasadan silip kovuyorsa , taraf görüntüsü içine girmiş bir yargı da tarafsız konumda kalmaya direnen yargıyı çok kısa zamanda tuzla buz eder. Bir kez ayrıştırma ve ötekileştirme başlamayadursun…Etiket ve fişleme süreci ilk domino taşıdır! Bir baştan bir şey belki çıkmaz ama bir taş bir toplumu yere seriyorsa ilk taşa müdahale etmek elzemdir! 

 

Bir yerde asli ve tek gayesi “ulvi düşüncelere” ulaşmak olan yargı ile diğer tarafta sade (tabi)  hukuk arayan ve sade (tabi)  hukuk içinde aykırı ve ayrık düşünce ve kişiler olsa da onların hakkını teslim eden yargı bir araya geldiğinde “ulvi düşüncelerin” sesi ve hızı tüm Adalet Saraylarında gözü bağlı adaletin gözünü açar ve elinde sabit duran kılıçta “muhaliflenen/brifiglenen/damgalanan /mühürlenen/yasaklanan” kişilerin düş ve düşünceleri biçer durur… Sonrası mı? Sonrası çelikleşmiş tek tip aygıtlaşan insanlar , donuk ve kayıp hayatlar, estetikten yoksun soyut ve sanal gerçekliklere sloganlarla sarılıp marşlarla güneşi tutuklamaktır!

 

*ABD Doları-AB avurosu gibi.

 

10.06.2008/Van

 

 

Bir sonraki yazımda da

 

“Taraf olmanın yanlış olduğunu bilen ve bile bile bir yargı veya yargıç niçin taraf olur veya öyle görünüm sergiler?” konusunu işlemeye-yazmaya çalışacağım…

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz