içsel düşünceler

2013-12-25 23:40:00

Rüzgar sert esince ilk emanet yapraklar düşermiş! Paraşütle yüksek makamlara gelenler; gün gelir "asansörle" geldikleri yere dönerlermiş. Katma değeri "0" olanın varlığı artı bir yüktür! Hayırlı olsun Milli İradeye , iradesini ipotek ettirene...  Devamı

içsel düşünceler

2013-12-25 23:39:00

Ülkenin yıkılma, dağılma, parçalanma pahasına "kişisel/kümesel/birliksel" menfaatini öne çıkaran. Her daim önce biz sonra ötekiler diyen. Bir birimlik güç için tüm değerlerini açık arttırmaya çıkaranların milletin "kör kuruşu" ile zerre ilgileri yoktur. Milletin kuruşunu koruyoruz maskesi altında milletin iradesini küresel arenada satışa çıkaranları aziz milletimiz asla af etmeyecektir. Her şerde elbet bir hayır vardır. Bize düşen Rahman ve Rahim olan Ahad Allah'ın orta yolunda vakur adımlarla hakkı, hakikatı seslendirmek, hakkı üstün tutmaktır. Gerisi hikaye...  Devamı

Makale Güncesinden/Müdahil olma veya dahil olma I

2012-03-19 21:00:34

  Makale Güncesinden/Müdahil olma veya dahil olma I   Bireylerin toplumsal soru ve sorunlara yaklaşımları genelde iki ana başlık altında toplanmaktadır. Bireysel kimlik bilinci yüksek, evrensel temel değerleri içselleştirmiş, eleştiri kültürü ve farklı olanı dinleme yetisi gelişmiş, dünyanın merkezinin kendinden olmadığının farkında olanın toplumsal soru ve sorunlara yaklaşımı “müdahil” olma noktasındadır. Müdahil olma hali kendi içinde “yeni bir çözüm/yaklaşım/açılım/öneriyi de” barındırır. Müdahil olma etken olmadır, öznel , özgü ve özne olmadır. Müdahil olma suyun her daim kendi mecrasında akarak bireylerin ve toplumların azami derecede sağlıklı ve sağlam bir yapıda kalmasını hedefleyen bir akarsudur Öte yandan bireysel kimliğin neye tekabül ettiğinden bi haber, toplumsal soru ve sorunlardan olabildiğince kaçan, daha da açıkçası bu süreçte “kar-zarar” dengesinde hesap kitap yaparak “mevzi” alan, öznel kimliğini “güce” kurban ederek “nesne” derecesinde sayısal artık adına payına düşenin getirisi ile avunan mutlu tip yaklaşımı ise toplumsal soru ve sorunlara “dahil” olma noktasındadır. Dahil olmaysa kendi içinde ve dışındaki asıl argümanı “maceraya gerek yok,yaşasın statüko” sloganlarıdır. Dahil olma risksiz, tasasız, kedersiz edilgen, nesnel, sıradan, benzer, klişe, matbu bir görünüm ve görünüştür. Dahil olma suyun dört bir yanının yapay setlerle çevrilip doğal akışının kesilmesi ile zamanla sağlıklı ve sağlam bir yapının kendi kendini özünde tüketen bir gölettir. Müdahil olmada bireysel kimlik,  özveri, kişisel müktesap, ilkeli duruş, erdemli tavır, evrensel... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN /Tek Renkten Çoklu ve Değişken Renklere Geçiş

2009-01-20 16:42:00

MAKALE GÜNCESİNDEN /Tek Renkten Çoklu ve Değişken Renklere Geçiş Süreci II /KEZERToplumsal sözleşmenin kuruluş sürecinde bir şekilde yer al(a)mayan ve yer verilmeyen bireylerin, toplumsal katmanların, düşünsel toplulukların zamanla kendini bularak toplumsal sözleşmede TARAF olma gayesine yönelik attığı adımların sözleşmenin KURUCU VE BASKIN unsurlarınca ŞÜPHELİ karşılanması bir vakadır. Şüpheli yaklaşımın sebebi toplumsal sözleşmede dün ÖTELENENLERİN/ÖTEKİLEŞTİRENLERİN toplumsal sözleme tarafı olmak istemesinden değil tam tersine dün bir şekilde OLAĞANÜSTÜ konjonktürde HASAT VE HESAP yapan KURUCU VE BASKIN iradenin telaşla “mevzi” kaybedeceği düşüncesine düşmesi ve toplumsal sözleşmede dün yaptıklarının ilerde aynısının kendilerine dönecek olmasını düşünmelerindedir. Oysa ortada ne şüphe ne de şüpheli adım vardır. Bugün MERKEZE yürüyen, toplumsal sözleşmenin asli etkeni ve etmeni olduğunu deklare eden ve o yolda yürüyen kişiler aslında toplumsal sözleşmeyi güçlendirecek hatta toplumsal sözleşmeye eksik bırakılan ve yok sayılan iradelerin gecikmeli olarak katılımı ile TOPLUMSAL VİCDAN MEŞRUİYETİ VE KATILIM sağlanacaktır. Mevcut durumu en doğal haliyle kavramak , anlamak ve her türlü etkilenmeden uzak bir algılama ile betimlemek bize doğru teşhis ve düzgün bakış açısı verecektir. Sonsuza kadar yok sayılan bir irade sonsuza kadar SİLİK VE KİŞİLİKSİZ kalmaz. Ne bireysel vicdanlar ne de toplumsal vicdan ile aynı düşünce ve kategoride birliktelik sağlayan küçük oluşumlar sonsuza kadar KİMLİK AİDİYETİNDEN sıyrılmaz.!Aidiyet kimliklerinden soyutlanarak YAPAY MONOTON KİMLİKLERDE kalıcı ve güçlü birliktelik ve çok seslilik sağlanmaz. Çoklu aidiyet ve kimlik birliğe eng... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN /Tek Renkten Çoklu ve Değişken Renklere Geçiş

2009-01-12 17:45:00

 MAKALE GÜNCESİNDEN /Tek Renkten Çoklu ve Değişken Renklere Geçiş Süreci /KEZER  Günümüz Türkiye’sinde yaşanan bir çok sıkıntının ve sorunun kaynağı yeni duruma adapte olunamaması ve yeni yol haritasının doğru okunamamasından kaynaklanmaktadır. Yılların çözümsüz bir çok sorununun kaynağı DÜN GEÇİŞTİRİLEN argümanlarda saklıdır. Geçmişe projektör tutmadan gelecek sağlam zeminlerde inşa edilemez.  Her olayı ve vakayı bulunduğu çevresel etkiler ve zaman diliminde değerlendirmek gerekir. Dünü bugünün bakış açısıyla, bugünü de dünün bakış açısıyla değerlendirmemiz doğru okuma ve değerlendirme vermez. 1900 lerin başında ULUS devletlerin revaçta olması ve her ulus devletin kendini var eden değişik tür ve sayıdaki RENKLERİ ya yok sayarak ya da KENDİ BASKIN rengine döndürerek tarih sahnesinde yerlerini sıkıca muhkemleştirmişlerdir.  İmparatorluk geçmişinden gelen ve bir çok dil, din, kültür etnik unsurları bünyesinde barındıran ve kaynaştıran bir milletin çocukları , yüz yıllarca süren kayıplar ve geri kalmışlığı çözüp yeni bir AÇILIMLA yepyeni bir sistemle en sıcak ve çoklu  renklerle KADİMDEN GELEN KALICI ve sahici birliktelik sağlayacağı yerde; BASKIN RENK VE KOKUNUN belirlenip bunun ötesinde kalanların yok sayılması, küstürülmesi, ötekileştirilmesi , şüpheli şahıs konumuna indirgenmesi bugün yaşanan sıkıntı ve sorunların ana kaynağıdır. Dünyada GAZİ unvanına sahip tek ve ilk meclis TBMM dir. O meclis ki savaş yıllarında , yoklukta en zor ve güç anlarda, düşman işgalinin hüküm sürdüğü süreçte SEÇİMLERLE kapısını açık tutmuş ve KURTULUŞ mücadelesi milletin or... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN / GÜNDEMİ OKUMAK/KEZER

2008-10-14 08:34:00

MAKALE GÜNCESİNDEN / GÜNDEMİ OKUMAK/KEZERGündemi doğru ve yerinde değerlendirebilmek için ilk adımda “uslu ve makbul” yurttaş prangasından kendimizi sıyırıp “doğrulanmamış doğruları” sorgulamaktan ve eleştiri süzgecinden geçirmekten geçer. Uslu ve makbul yurttaşın açılımını kısaca tarif etmek gerekirse ; sorgulanmaz ve sorulmaz sorularla kafasını meşgul edip başına sorun açmayan bir prototip şeklinde özetleyebiliriz. Uslu ve makbul yurttaşın tam karşısında ise “us’lu ve makul” birey vardır. Us’lu ve makul birey; kendi aklını ve bilgisini üreten, hazır gıdalardan uzak duran, sorgulayan ve soran üretken bir beyin, kendi birikimi ile toplumsal alanda saygınlığı olan bireydir... Us’lu ve makul birey paradigmanın bir dolgu malzemesi değil, paradigmanın siyah noktalarına ışık tutacak entelektüel cesarete sahip sağlam bir kişiliktir.Gündemin gün geçtikçe flulaşması ve tamamen renklerden arınması hayatın olağan akışıyla örtüşen bir tesadüf ya da tevafuk değil ; tam aksine “cambaza bak cambaza” diyerek mutlu-kutlu, her daim umutlu azgın azınlığın, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleştirdikleri hokus pokus sonucu bireylerin ceplerinin değil daha da ötesi kurumların/bankaların (tüm toplumun) ceplerinin ve tüm değerlerinin boşaltılması sırasında kullandıkları ve her zaman başarılı oldukları oltanın ucundaki yemdir! Ki bu yemin bu coğrafyada geçer akçe olması ve kendine uygun iklimi bulması ise tatlı su balıkların bir türlü sıcak denizlere kulaç atacak gücü ve cesareti bulamamış olmalarıdır. Çelişik olguların geometrik bir şekilde güncel hayatımızın her anını gün geçtikçe kapsayarak, bize mahsus alanda “aidiyet ve şahsiyet” bilincimizin törpülüyor oluşunu basit bir tesad&... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN /SÜRDÜRÜLEBİLİR DÜŞÜNCE İKLİMİ/KEZER

2008-07-07 16:29:00

MAKALE GÜNCESİNDEN /SÜRDÜRÜLEBİLİR DÜŞÜNCE İKLİMİ/KEZERBulunduğuğumuz çağ ve zaman süreci dünyanın yorgun, bitkin ve yolun sonunun görüldüğü , çıkmaz sokaklarda arayış ve kavrayışların araştırıldığı bir zaman dilimidir. Ozon tabakasının büyüklüğü, küresel iklimde anlaşılmaz ve öngörülmez değişiklik, iklimlerin asimetrik bir görünüm içinde olması, susuzluk, deli dana kabusu, hormon dünyasının çocuk kadınları ve erkekleri vs... dikkate alındığında TEHLİKE ÇANLARI çalmaktadır. Organik tarıma geçiş talepleri ve teşvikleri tabiatın dengesiyle uyum içinde olma çabasının değişik bir versiyonu ve çabasıdır. Bugün sürdürülebilir üretim ve tüketim araçlarının Kyoto Sözleşmesiyle iyice gündeme gelmesi tehlike çanının kulağımızın dibinde çalınıyor olmasındandır. Lafı buradan düşünce iklimine bağlamak istiyorum. SÜRDÜRÜLEBİLİR DÜŞÜNCE İKLİMİ NEDİR: Sürdürülebilir düşünce tabiatla uyumlu, evrensel temel ilkelerle örtüşen, tüm zamanları ve tüm mekanları kuşatan ve kucaklayan, her zaman değişime ve gelişmeye, genişlemeye açık, özgürlükçü, eleştiri kültürünün olmazsa olmaz olduğu, bireysel ve insani gereksinimleri merkezine alan, barışçıl, demokratik ve çerçevesi tabi hukukla belirlenmiş bir düşünce sistemidir. İdeoloji değildir. Sloganlardan uzak, eleştiri ve tartışmaya açık bir düşünsel birikimdir. Sürdürülebilir düşüncenin en büyük özelliği açık-eleştirilel-anlaşılır-tartışan-konuşan - özgür bir toplum inşa etmesidir. Sürdürülebilir düşünce ile ekonomi arasında da doğru oran... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK V/KEZER

2008-06-25 17:34:00

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK V/KEZER   “Taraf olmanın yanlış olduğunu bilen ve bile bile bir yargı veya yargıç niçin taraf olur veya öyle görünüm sergiler?” konusunu işlemeye-yazmaya  çalışacağım…  Konu ve yazı başlığı içerik bakımından “çelişik ve ironik” bir görüntü sergilediğini itiraf etmek gerekir. Sancılı bir alanda ve süreçte haliyle bolca “çelişik ve ironik” nesne’lliklerle karşılaşıyor olmamızın doğal bir sonucu da diyebiliriz.  İmdi böylesine içerik olarak “derin” görüntü olarak “sığ”  kavramsal anlamda “çelişik ve ironik” bir saptamayı nasıl yerli yerine oturtur ve konuyu nasıl aşikar kılarız, doğrusunu isterseniz ben de bilmiyorum. Bir ara ifade ve itiraf etmiştim. Benimkisi “sesli düşünüş” diyerek yazı alanımın çapını ve kapsam alanının sınırsız tutarak kendime geniş bir hareket alanı seçtim. Yine de bu geniş ufuklarda yerimin dar olduğunu görüyorum. Her neyse… Geniş ve tabi bir başka perspektiften bakıldığında görülen ; “Yanlışı bilip yanlışta ısrar etmek” aslında insanoğlunun doğasında olan tabi bir durumdur!  Nasıl ki tüm beşeri ve ilahi dinler insanoğluna “kopya” vererek yanlışı bildirip, doğru kapıyı işaret ederler ve insanoğlu yine yanlışa “bile bile” meyledebilir. Ademin çocukları hep yanlışta olacaktır ; ancak asıl önemlisi olan yanlışın farkına varınca hakikata ricat/dönmek/sığınmak etmektir.  Burada irdelense “yanlışta” devam eden bir resmin analizidir.  Teşbihte hata olmaz hatasız teşbih olmaz kaidesinden hareketle, “yanlışta ısrar etmek” ile “yasak aşk” arasında da birebir ilinti ve benzerlik vardır. Şöyle ki; t&... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK IV/KEZER

2008-06-10 19:28:00

        MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK IV/KEZER     “Bir sonraki yazının çerçevesi ise; “Yargının taraf olmasını kim niye ister ve taraf gibi “algılanan” (taraf olmuş bir yargı tasavvur edemiyorum) bir yargı “adalet sarayı” dışında nasıl anlaşılır-görünür?”   Sorusuyla bir önceki yazımızı sonlandırmıştık. Soruya yanıt ve açıklamalarımıza gelince: Yargının taraf olmasını hukuktan uzak olan ve hukuka uzak duran herkes (kişi veya kurum) ister! Hukuk dairesi içinde kalındığı müddetçe kendi emek ve düşüncesi ile hak etmediği yere gelemeyecek olan ve hukuk dairesinde kalındığı süreçte hukuk dışı bir şekilde “kadimden” zapt edilmiş “korunaklı yüksek kulelerin” su ve fırtına alıp silikleşip, zamanla tarihin “adı sanı belirsiz” okunmaz sayfasında yer edineceklerdir, yargının taraf olmasını isteyenlerdir. Bunların bir kısmı  daha da ileri giderek illa da kendi yanlarında taraf ve hatta dahası yargının kendi görüş ve düşüncelerini gerçekleştirme sürecinde yoldaki pürüzleri  ve taşları kaldıran aygıt-araç-susturucu olarak “yargıyı algılayıp” görürler… Taraf olmuş veya eylem ve söylemleriyle “taraf olmuş gibi algılanan” bir yargı adalet sarayı dışında,  rakip takımın formasıyla maçı yönetmeye çalışan hakem görüntüsü derekesinde ve derecesinde görülür! İki kişi veya iki taraf kendilerini gözü bağlı (tarafları tanımayan-aynı eşitlik ve uzaklıkta duran) adalete teslim ederler ve yargılama sürecinde de “adaletin gözünün kaymaması” için gözünün bağlı olmasını isterler. Adaletin gözünü açarak birine göz kırpması veya d... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK III/KEZER

2008-06-03 19:23:00

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK III/KEZER“Peki yargı veya yargıç bulunduğu sistemi/maaş aldığı devleti-düzeni korumak güdüsü ile de olsa mutlak surette yine de tarafsız mı olmalıdır? Bir başka değişle tarafsızlık noktasında ulvi düşünceler gözetilerek “istisna” durumu oluş(a)maz mı?” Yargılama vetiresi ilk adımdan son adıma; dosyanın ilk sayfasından son sayfasına kadar mutlak bir tarafsızlık gerektirdiğinden ; yargılama süjesi bilgi ile ahlak (vicdan) süzgecinden damıtarak elde ettiği hakikatin ışığını kozmik aleme taşıyabilmesi ancak ve ancak steril ortamda adalete temas edeceğinden “tarafsızlık” yargılamanın olmazsa olmazıdır! Tarafsızlık durumu yargılamanın aşil topuğudur!Bu bağlamda yukarda sorulan “tarafsızlık” noktasında “istisnai” durumlar olamaz mı sorusu da kendine yanıt bulmaktadır… Yargılamada yol verilecek "istisnai" durum en kısa sürede dokunulmaz ve sorgulanmaz yüce bir KURAL olacaktır.Hangi düşünce ve hangi gaye ile olursa olsun yargılama faaliyetinde , yargılama bakışında ve yargılama görüntüsünde “tarafsızlıktan” ödün ve ödül verilemez! Az yargı veya istisna kapısı açık yargıdan tabi hukuk/adalet neşet etmez! Terazinin başında gözünü ve kalbini tartı faaliyetine koyan taraftarlık formasını “cübbeyle” kaldırmış, dış dünyaya “benim yanında olduğum sadece ve sadece hukuktur” diyen bir yargı , adil ve gerçek tartıyı yapabilmesi için , tartıya nüfuz ve tesir edecek her türlü İÇSEL ve DIŞSAL güç ve odaklardan kendini ve işini izole ve uzak etmelidir! Yargılama sürecine dışardan yapılan fiziksel ve metafiziksel her etki ve katkı yargının özünü zedeleyecektir... Özü zedelenen bir yargının terazi ibresi maddi gerçekliği değil de teraziyi tutanın müsade ve müsahama ettiği noktayı gösterecektir ki o da "adalet" olmayacaktır!Konuyla birebir ilintili olmasa da, yazıyı okunur ve anlaşılır kılmak adına bir gözlemimi aktarmak isterim: Kimi uyanık kuyumcular klimanın... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK II / KEZER

2008-06-01 18:24:00

MAKALE GÜNCESİNDEN TARAF OLMAK II / KEZERBir önceki yazımı ; “Peki yargı(ç)da taraf olmak neye tekabül eder ve taraf olmanın ne gibi sıkıntıları olur? O da ikinci yazının konusu...” diyerek makale güncesi/taraf olmak yazıma nokta koymuştum. Sonra her şey her kesin gözü önünde yaşandı. Hala artçı depremlerin devam ettiği bir alanda kalem oynatmak veya sesli düşünmek doğru mudur değil midir doğrusu pek de düşünmek istemiyorum. Sakin ve dingin bir günün akşam serinliğinde ceviz ağacı altında, dereden yol alan su şırıltısını dinleyerek, gül kokusunu alacağımız umuduyla yazı yazmayı beklersek, heybemizdeki tümceler kokuşacaktır! İyisi mi gündemin dolgu malzemesi olmadan ve gündemi tamamen de "es geçmeden" kendi düşlerimizi hakikat güneşi altında sergilemenin daha erdemli ve daha doğru davranış olacaktır... Bu uzun girizgahtan sonra asıl konumuza-seri yazımıza dönecek olursak:Bugünkü yazının ana fikrini ilk cümlede ifşa edecek olursak; Yargı(ç) ta taraf olmak tek kelime ile “hukuksuzluğa” tekabül eder! Kürsüde somut olarak taraflara eşit uzaklık ve yükseklikte bulunan bir yargı (ç), soyut olarak taraflardan birinin yanında veya karşısında kendini hissettiği anda ; yargılama-hukuk-adalet-hak-hakikat adına yaptığı tüm çıkarımlar, diyalektik düşünsel uğraşlar, son kertede hukukun ulaşmak istediği-hukukun varmak istediği yer olamayacağından , yargıçın vardığı-ulaştığı –bulduğu-gün ışığına çıkardığı karar, dosya kapsamı dahilinde yüzde yüz doğru dahi olsa , varılan noktaya “yanlış ve yasak” yoldan varıldığından hukuk bulunmamıştır; bilakis hukuk törpülenerek-göz ardı edilerek hukuksuzluğa varılmıştır!Toplumsal sözleşmenin tarafları somut millet ile soyut devlettir. Yargı toplumsal sözleşmenin tarafı değildir. Toplumsal sözleşmenin taraflarının ortak anlaşması sonucu var kıldığı, kendi hak ve yetkilerinden feragat ederek bir anlamda kendi güçlerinden kesinti yaparak ve kesinti yapılan güçlerin bileşkesinden neşet eden “bağımsız ve... Devamı

Yargı ve Siyaset

2008-05-22 10:10:00

  Millet adına karar alanlar ile millet adına yargılama yapanların;  milletin değerleri ile devletin temelleri arasında sanki görülmeyen bir çatışma ve ayrışma varmışçasına emek ve zaman kaybına yol açarak, demokratik evrensel hukuk devletlerinde görülen ve gözlenen /gösterilen yetki görev ve sorumluluk alanlarının fazlasıyla zorlanarak , yer yer dışına çıkılarak , dar bir kısır döngü etrafında ; şık olmayan görüntü ve diyalog içine girmeleri eminim en çok milletin ortak vicdanını derinden yaralamıştır!   Karşılıklı bildiri ve beyanlardan ne hukuk ne de siyaset güçlenerek çıkar! Her iki kurumda şık olmayan görüntü ve diyaloglardan dolayı yıpranarak çıkar!   Bahse konu güncel politik tartışmanın hali hazırda Anayasa Mahkememizde devam etmekte olan bir dava etrafında cerayan etmesi ise ayrı bir garipsenecek, düşünülecek  durumdur!   Mahkemelerde yargılaması yapılan her dava ve dosya, kesin hükme kadar her türlü siyasi ve hukuki eleştiriden uzak tutulması gerektiğini herkesin (yargı-siyaset) en iyi bilmesine rağmen yine de herkesin ilgili mahkemeden kendi kanaat ve beklentisine uygun karar çıkması gerektiğini yüksek sesle dillendirmeleri doğru ve şık olmasa gerek.   Siyasetin yargısı olur! Yargının siyaseti olmaz... Siyasetin yargısı bir tercihtir. Şöyler ki: Siyaset özgürlükçü-sivil-tam demokratik-çoğunlukçu-zayıfı ve azınlığı korur-bağımsız-bağsız-tarafsız bir yargıyı da tercih ederek Hukuk Devletine giden yoldaki taşları kaldırarak AB ye giriş sürecini kısaltmak isteyebilir...   Veya 1950 lerin çift kutuplu dünyası, soğuk savaş zamanları, polis devleti, baskıcı ve buyurgan bir devlet modeli, içe kapanmacı, yeryüzünde tek dost millet ve devletin olmadığı ideolojisinin matbu bir şekilde okullarda ezberletilmesi ve bu süreçte yargının da "araç ve korku" olarak kullanılması yönünde de siyasi tercihi olabilir...   Yargının siyaseti olmaz. Yargının tek görevi millet adına yaptığı yargılama ile "adil kararlar" alı... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN/TARAF OLMAK/Kezer

2008-05-21 08:42:00

MAKALE GÜNCESİNDEN/TARAF OLMAK/KezerTaraf kelimesinin TDK sitesinde altı farklı anlamında biri de : "İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri:" olarak tanımlanmıştır.Yazının genelinde taraf olmanın menfi yönlerine işaret edilmiş olunması taraf kavramının menfi içerikli bir kavram olduğu anlamına gelmez. Bazı kelime ve kavramlar ya sırf müspet yada sırf menfidir. Taraf kavramı ise her ikisini de içerir. Bu kısa yazı dizisinde menfi yönlerine dikkat çekmeğe çalışacağım...Taraf olmak veya bizatihi taraf kelimesi kendi içinde bir eylemliliğe davet eder daha da açıkçası eylemliliği içerir. Taraf olan birey edilgen değil etkendir. Taraf olmakla veya taraf durmakla artık kendi konumunu veya muhatabının konumuna göre kendi yerini belirlemiş ve yer yer de yerini muhkemleştirmiştir. Taraf olmak bir başka bakış açısıyla muhatabın konumuna göre koordinatının belirlenmesini gerektirdiğinden , katı ve sığ taraf olanın konumu sabittir. Cümleyi açacak olursak; taraf olmak sabit konumdur. Sabit konum ve sabit düşünce durağanlığı beraberinde getirdiğinde; taraf olan değişime-dinamizme-gelişme ve genişişlemeye şiddetle karşıdır. Taraf olan var olan kurulu düzenin tüm eksik hatalı ve çürümüş yanlarını göremez ve görse bile fikri sabit konumundan dolayı daha güzeli hayal edemeyeceğinden çatışmacı ve başkalaştırıcı-ötekileştirici bir ruha sabittir. Kişiler bazen kendilerini kendi müktesabatlarına ve düşlerine göre değil de muhalif olduğu tarafın konumuna göre tarif ederler. Taraf olanın zihin dünyası; "muhalif kesimden iyilik neşet etmez" ilkesiyle evrildiğinde "yazıya değil yazılana" bakarlar. Bir başka anlatımla asıl olan zarftır taraf olanın gözünde dikkate ve kayda alınacak olan... Mazrufun önemi yoktur. Ki mazrufla tüm dış ve iç etkenlerden uzak bir şekilde yüzleştiğinde kendi bilgi dağarcığının ve tüm ilkelerinin kumdan kale gibi yıkılacağını da iyi bilir.Taraf olan taraf olduğu bir durumu tartığında gözü terazinin ibresinde değil de; kendi taraf... Devamı

Siyasetten uzak mı durmak gerekir?

2008-03-23 14:31:00

Güncel politik ve siyasi aktarımların birebir işbu sitede tartışılması, konuşulması ve yer konumlanması yapılması elbetteki doğru ve şık değildir. Ancak siyasetin kendisi milli iradenin yansıması ve kaynağı olarak gördüğümüzde "siyaseti" her türlü kirlerden ve her türlü hukuk dışı ve içi müdahalelerden korumak, sakındırmak ve sakınmak her bireyin hak-görev ve yetkisidir.   Günümüz dünyasında siyasetin tu kaka ilan edildiği, siyasetin rayından çıkarıldığı, siyasete sıklıkla müdahalelerin yapıldığı ülkelere baktığımızda, söz konusu ülkelerin belli başlı ortak özelliklere sahip olduğunu görürüz.   Üçüncü dünya ülkelerinde,Despotik ve buyurgan ülkelerde,Baskıcı , otoriter ve totaliter ülkelerde,Ekonomnin kırılgan ve dışa bağımlı olduğu ülkelerde,Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla çalışamadığı ülkelerde,Somut bireysel hak ve hürriyetlerin; soyut , tanımsız, anlaşılmaz ve açıklanmaz kamusal  değerlere kurban edildiği ülkelerde,Mevsimsel suç ve suçların ihdas edilebildiği ülkelerde,Hukukun belirsiz ve sıklıkla değiştirilebildiği ülkelerde,........ Siyaset entelektüel , kaliteli, birikimli, saygın , bireysel kimliği ile var olan kişilerin "iş olarak " değil de bir özveri olarak yaptıkları beyin fırtınası değildir. Bu gibi ülkelerde siyaseti siyasilerden korumak için yetkisiz, sorumsuz, denetimsiz , görevden ve gidişattan vazife çıkaran ve ulusu milletten korumak saiki ile hareket eden kimi "iyi niyetli" kişi ve oluşumların çalışmları-eylemleri-söylemleri sebebiyle siyaset her zaman en güvenilmez kurumların başında gelmiştir! Yani millet kendi kendine güvenmediği söyleyebilmiştir! A sıl mesele kanımca ELEŞTİRİ kültürünün neye tekabül ettiğini hala kurumlarımızla, kuruluşlarımızla, düşünsel birikimlerimizle içselleştirememiş olmamızdır. Eleştirinin budandığıi eleştirinin hedef gösterildiği, eleştirinin yargılandığı, eleştirinin zaman zaman vatana ihanet etiketi ile deşifre edildiği bir konjonktürde konuşuyor gibi yaparız, tartışıyor gibi yaparız, anl... Devamı

MAKALE GÜNCESİNDEN /Kendine kendine sesli düşünüşler II/Kezer

2008-02-13 09:19:00

MAKALE GÜNCESİNDEN /Kendine kendine sesli düşünüşler II/KezerFiziksel alanla metafiziksel alanın aynı anda görünür ve billurlaşmış hali bizatihi insanın kendisidir. Kabaca beden fizik; ruh metafiziktir diyebiliriz. Burada beden ile ruh arasında özünde bir çatışma ve birbirini yok etme yoktur. Asıl birbirini tamamlama ve birbirini anlama vardır. Bedeni veya ruhu yok saydığımızda geriye kalan “eksik insandan” var oluş amacına uygun hareket ve sonuç bekleyemeyiz. Ruh ile beden arasındaki “mutlak uyumun” farkında olamayan gözler ruhu veya bedeni ön plana çıkararak “uyumsuzluktan kaynaklanan” çatışma ve sıkıntıları gidermek istemişlerdir. Oysa her hücresinde ve her noktasında “mutlak uyumun” olduğu kusursuz bir donanımı parçalayıp özde var olan elbiseyi sıyırıp üzerine iğreti ve kaba bir yapay elbise giydirmek sorunu çömez tam aksine var olan sorunların aritmetik olarak hızla artmasına sebebiyet verir. Günümüz teknolojik ve sağlık alanında hızlı bir şekilde ivme kazanmış gelişmelerine baktığımızda bedensel alanda yapılan kimi müdahalelerin ruhsal alana dokunulmadığını göstermektedir. Yukarda bedenle ruh arasındaki “mutlak uyumun” varlığını belirtip burada da bedensel alanda yapılan müdahalenin ruhsal alanda yansımasının olmadığını ifade etmek çelişki gibi görülebilir. Oysa çelişki yoktur. Her hücrede ve her noktada olan “mutlak uyum” derken bedenin her zerresinde adeta kılcal damarlarda gezinen bir ruhtan bahsetmiş değilim. İnsan bedeninin bir bütün olarak göremediğimiz bazı fizik adamlarınca 21 gram olarak spesifik hale getirmek istedikleri ruhun bir gölgesi olarak görmek çelişkinin somutlaşarak izalesine yarar sağlayacağı düşüncesindeyim.Somut bedenin her zerresi ve her noktasında ruhun gezindiğini ifade etmiş ve görüşümüzü “mutlak doğru” kabul etmiş olsak; bedensel engelli olanların veya organ naklini aran veya verenlerin ruhsal /metafiziksel anlamda bir eksiklik-fazlalık veya kargaşa ... Devamı

Kendine kendine sesli düşünüşler I/Kezer

2008-02-07 11:28:00

Kendine kendine sesli düşünüşler I/KezerFiziksel mekan ve zamanın kayıp gittiği, aynı fotoğrafın iki kez çekilemediği, aynada dahi kendimizi “(zam)ansal” olarak göremediğimiz bir durumda; tinsel/metafiziksel/düşünsel alanda aynı fotoğrafı iki kez çekebilme yetimiz veya öyle bir durum var mıdır? Hiç sanmam. Fiziğin kayıp gittiği bir alanda elimize alamadığımız ve deneysel laboratuarlarda konumlayamadığımız değerlerin “statik” olduğunu iddia etmek kişinin bedensel ve tinsel yani içsel ve dışsal alemini yok saymasından farksızdır… Fiziksel alanla metafiziksel alan birbirini görünür ve görünmez bir biçimde etkiler. Etkilenmenin derecesini ve yerini merak edip bu yola düşenlerse ya bilim adamları, sosyologlar, psikologlar yada felsefeciler ve teologlardır.. Fiziksel zeminde duranlar etkilenmenin ve değişimin usulünü tespit ederek bunu adım adım belli bir kategoriye koyarlar. Fiziksel alanda yapılan kesin ve net tespitler artık dünyanın her yerinde hep aynı sonuçları verirler. Misal; suyun kaynama derecesi gibi… Metafiziksel alanda koşuşturanlarsa kesin ve net bir veri peşinde koşmazlar. Kesin ve net olmayan bir alanda KESİNLİK aramak keskinlik ve durağanlığa yol açar. Metafiziksel zeminde yapılan çalışmalar ve gözlemler “anlama/anlamdırma/anlamlı kılma” sürecini tatminkar bir şekilde doldurmaktan ibarettir. Fiziksel alanda yapılan bir çalışma ve sonucu metafiziksel alanda çalışanların kati surette kabul etmesi beklenemez ver beklenmemelidir de… Terside aynen geçerlidir. Fiziksel alanın başı belli olduğundan sonu da bellidir yada bulduğu sonuçlar “belirlidir!”Bir başka anlatımla varacağı sonuçlar belirlenebilir. Oysa metafiziksel alanın başı belli ve belirgin olmadığından varacağı veya çıkacağı bir zirve noktası da yoktur. Metafiziksel alan bir koşuşturma , anlama, kavrama devinim ve içsel yürüyüş alanıdır. Bu alanda yürüyenler hep perdenin arkasında ne var? İlkini görmediğimiz perdenin sonu mümkün mü? Gibi... Devamı

Meçhul Sevgi(li)ye IV / Kezer

2007-12-25 09:19:00

Meçhul Sevgi(li)ye IV / KezerDerin olmalı mavi gözlerin ,Bir o kadar da berrak!Bensiz kurduğun düşlerin,İzini sürebilmeliyim bir solukta...Siyah saçların,En savunmasız halimde,Sığınak olmalı.Güneşin tam tepe noktasında,Serin kılmalı.Naif ellerin,Bir başına vurduğum savruk hayatı ,Ateş pahasına tutabilmeli.Vurulduğum sokağı,İlk senin parmağın işaretlemeli.Hülasa;Beline sarıldığımda elim,Kavuşmalı sevgilim!21.12.2007/ Malatya Devamı

Kar ve Yar/Kezer

2007-12-08 14:19:00

Kar ve Yar/KezerÖpsem seni uçarsın; lapa lapa yağan kar... Üzme beni... git aşka dokun da gülsün o yar!06.12.2007/ Kezer Devamı

Korkak/Kezer

2007-12-08 14:15:00

Korkak/KezerKorkağım ben!Ne varsa beni büyüten ,Öte yanda küçülten,Açık ettim hep...Herkes bilir uykusuz düşlerimi,Sokaklarda bakılan resmi çizen benim... Kamboçya'da orman yağmurlarında,Islanan bir çocuk görsem,Hemen gizlenirim kendimden!Yoksa evet yoksa nasıl taşırım onca yükü?Ülkemde,Prangaya vurulmuş aşklar ilk beni bulur!Ve ben kaçarım...Dedim ya korkağım!Sancılı gecelerimde,Beynimde bir çocuk doğurdum!Kesmedim kordon bağını,Acıyı ilk haliyle tatsın istedim.Gün geldi "Gül Çocuk" yeşerdi!Biliyorum,Günler geçer çocuk büyür!Korkuyorum;Birgün "Gül Çocuk" sorgulayacak tarihi,Renklerden arınmış şiiri,Sahipsiz bırakılan yetim sokakları,Hepsinden öte düşleri sorgulayacak!Korkuyorum;Benim söyleyecek sözüm yok!05.12.2007/ Van Devamı